Haber Detayı
07 Şubat 2019 - Perşembe 11:03
 
Gülaçar TRT Radyo'da Neler Söyledi ?
Van Haberi
Gülaçar TRT Radyo'da Neler Söyledi ?

TRT Türkiye’nin Sesi Radyosu’nda ‘Meclis Gündemi’ programının bu haftaki konuğu Ak
Parti Van Milletvekili ve MKYK üyesi Osman Nuri Gülaçar oldu.


Program danışmanlığını Hakkı Kurban’nın yaptığı ve program sunuculuğunu Tülin Bilen’in
yaptığı Meclis Gündemi adlı programın konuğu TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu
Sözcüsü, Türkiye-İran Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı, AK Parti Merkez Karar
ve Yönetim Kurulu Üyesi ve Van Milletvekili Osman Nuri GÜLAÇAR, TRT Türkiye’nin
Sesi Radyosu’nda yerel seçimler, İran ile ilişkiler ve insan hakları konularında
değerlendirmelerde bulundu.


Program sunucuları Hakkı Kurban ve Tülin Bilen’in soruları ve Milletvekili Gülaçar’ın
cevapları şöyle oldu:
“-Sayın Gülaçar, sizinle ülke ve dünya gündeminin sıcak başlıklarını konuşacağız ama
izninizle sizi dinleyicilerimize biraz daha yakından tanıtmak istiyoruz.
Biz sizi Van’ın ve bölgenizin önemli kanaat önderlerinden biri olarak biliyoruz. Elbette hem
siyasetçi hem de ekonomist kimliğinizle tanıyoruz. Bilmeyenler için kimdir Osman Nuri
Gülaçar, sizden dinleyebilir miyiz?
-Vanlıyım. Van’da doğup Van’da büyüdüm. 5 yıl bir Ankara ikametimiz dışında, ömrümüzün
geri kalanını memleketimizde geçirdik. Sürekli olarak sosyal faaliyetlerin içinde yer aldık.
Gençler hep öncelikli muhatabımız oldu. Dolayısıyla Van ve ilçelerinde ve hatta çevre illerde
binlerce gençle muhabbetimiz bir sevgi bağımız olmuştur. Elbette gençlerle sınırlı kalmadı
sıcak temasımız. Hocalığın vermiş olduğu bir sorumluluk ve üzerine memleket meselelerine
hassasiyetimiz dolayısıyla toplumun her kesiminden geniş bir çevre ile istişare etme,
muhabbet etme, dertleşme ile, bir şeyler üretme ile geçti diyebilirim ömrümüzün birçoğu.
2014 yılı yerel seçimlerine kadar aktif siyasette yer almadım. O seçimlerde
Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’dan bir davet aldım. Van Büyükşehir belediye
başkan adayı olarak görmek istediklerini belirttiler. Tabi bu talebin oluşmasındaki en büyük
katkı gençlere aitti. Van’ın kıymetli gençliği böyle bir gündem oluşturmuşlardı. Onların bu
arzusu bir tanışıklığımın olduğu o zaman Başbakanımız olan Cumhurbaşkanımız tarafından
bir davete dönüşmüş oldu. Biz de bu davete icabet ederek aktif siyasete adım atmış olduk.
Tabi hayatımızın önceki dönemlerinde de apolitik olmadık. Hem ülkemiz hem de dünya
siyasetini yakından takip ettik, eleştirilerimiz oldu, önerilerimiz oldu. 80 öncesi dönemde ayrı
bir siyasal bakış, 90’larda farklı bir bakış ve nihayetinde daha da olgunlaşmış bir siyasal
birikimden istifade etmiş olduk. 2014 yerel seçimleri bizim için ayrı bir heyecanın, bir
enerjinin, bir cesaretin, bir umudun sembolleştiği bir seçim oldu. Onlarca organize saldırıya
maruz kaldık. PKK’nın ve FETÖ’nün saldırılarına ve seçim ile ilgili alicengiz olaylarına
maruz kaldık. Buna rağmen hamd olsun, oy oranı olarak olmasa da oy sayısı olarak Ak
Parti’nin Van tarihindeki en yüksek oyu almış olduk. Fakat nasip olmadı o gün yerel seçimleri
kazanmak. Sonrasında yine partimizden uzak kalmadık. 24 Haziran seçimlerinde de
partimizin Van milletvekili adayı olduktan sonra meclis faaliyetlerimiz başlamış oldu.

Mecliste yoğun çalışmalarımız devam ediyor. Herhalde milletvekillerimiz arasında en fazla
ziyaretçi alan ve en fazla telefon alan milletvekilleri arasındayız zannımca. Bunun için bir
taraftan çok sevinirken bir taraftan da tüm vatandaşlarımızla yeterince ilgilenmeye fırsat
bulamayınca üzülüyoruz tabi.
-Sayın Gülaçar, siyaset artık yerel seçimlere odaklandı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip
Erdoğan geçen hafta hem AK Parti’nin belediye başkan adaylarını tanıttı hem de seçim
beyannamesini kamuoyuna açıkladı. Şöyle bir listelere bakacak olursak, AK Parti’nin aday
profilini dinleyenlerimize nasıl anlatırsınız? Belediye başkan adaylarınız konusunda sahadan
ilk dönüşler nasıl?
Ak parti bu seçimde de en fazla aday adayı başvurusu alan parti oldu. Bu partimizin hala ne
denli geniş bir toplumsal temsiliyete sahip olduğunu gösteren donelerden biridir hiç şüphesiz.
Teveccühün fazla olması bir taraftan memnuniyet verici bir durum olsa da, adayların
belirlenmesi noktasında da çeşitli zorluklara sebep olabiliyor. Ancak bu zorlu süreci partimiz
adına güzel bir şekilde noktaladığımızı ve seçim çalışmalarına başladığımızı ifade etmek
isterim. Birbirinden değerli, binlerce aday adayı arasından il, ilçe ve beldelerimiz için doğru
bir yol haritasının sonucunda adaylarımız belirlendi. Ak Parti’nin belirlediği adaylar
incelendiğinde belediye başkanlığı görevini yapabilme yeteneğine sahip, aynı zamanda
partimizin değerleriyle örtüşen kişilerin tercih ettiği görülebilir. Partimizin bununla birlikte
belirlenen adaylarının seçim bölgelerinin ruhuna uygun, yerelde temsil edecekleri seçmenleri
yakından tanıdığı ve seçmenle bir bağ kurabilen adayların tercih edildi. Ak Parti; özetle,
hizmet belediyeciliği noktasında beynelmilel bir vizyona sahip, ancak yerelle bağını
kaybetmemiş, seçmenleriyle doğru bir ilişki geliştirebilmiş adaylar tercih edildi. Bu ilişkiyi
kuramamış kişiler aday olarak teveccüh görmedi. Bahsettiğim bu hassasiyet, ‘gönül
belediyeciliği’ sloganımızın, lafta kalmadığının da bir göstergesi aynı zamanda.
Bahsettiğim bu kriterlere göre belirlenmiş adaylar, takdir edersiniz ki halk tarafından kabul
görüyor, dolayısıyla adaylarımıza ilişkin olumlu geri dönüşler aldığımızı ifade etmek isterim.
Tabi tüm il ve ilçe adaylarımıza ilişkin bilgi sahibi olmak çok zor ancak genel manada müspet
bir havanın oluştuğunu söyleyebilirim.
-- Binali Yıldırım, Mehmet Özhaseki, Nihat Zeybekci, Faruk Özlü, Mustafa Demir gibi
kamuoyunun daha önce AK Parti kabinelerinden bakan olarak çok yakından tanıdığı
isimlerin belediye başkan adayı olduğunu gördük. Siz AK Partinin yetkili organı Merkez
Karar ve Yönetim Kurulu üyesisiniz. Özellikle üç büyük şehirde neden böyle bir tercih
yapıldı?
Bizim için yerel seçimler süreci yeni başlamadı bildiğiniz gibi, Cumhurbaşkanımız yaptığı
istişareler sonucunda ve sürekli kulak kabarttığı kamuoyu yoklamalarının ışığında İstanbul,
Ankara, Bursa gibi büyükşehir belediye başkanlıklarında bir değişikliğe gitti yaklaşık bir
buçuk yıl önce. Ak parti yerel seçimlerindeki zaferleriyle ve hizmetleriyle rüştünü ispat etmiş
ve bu vesileyle 17 yıldır iktidarda olan bir parti. Bugün Recep Tayyip Erdoğan'ı
Cumhurbaşkanı yapan 1994 yerel seçimlerde aldığı zafer ve sonrasında İstanbul’a yaptığı
hizmetlerdir şüphesiz. Dolayısıyla Cumhurbaşkanımız yerel yönetimlere ayrı bir ihtimam

gösterir. Bu noktada partimizin tüm kademeleri yoğun bir çalışma içinde oldu ve kamuoyu
yoklamaları dikkate alındı. İstanbul 145 ülkeden daha fazla bir nüfusa sahip Türkiye’nin
lokomotifi bir numara ilimiz. Dolayısıyla bu ili yönetecek kişi Türkiye’nin 1 numarası
olmalıydı. Meclis başkanlığı, başbakanlık ve uzun süre ulaştırma bakanlığı yapmış olan sayın
Binali Yıldırım’ın adaylığı hem tüm Türkiye’ye hem de dünyaya bir mesajdır. Biz bu işi
ciddiye alıyoruz. Birçok kişi bakanlıktan başbakanlıktan sonra belediye başkanlığını tenzili
rütbe olarak görebilir. Ancak bizim partimizde hizmet etmek için makamın adının bir
öneminin olmadığını bu seçimde bir kez daha ispat etmiş olduk. Önemli şehirlerimize en
tecrübeli siyasetçilerimizin aday gösterilmiş olması işimizi ne denli ciddiye aldığımızı
gösterir.
-Rakiplerinize baktığımızda, CHP’nin de İyi Parti ile iş birliği yaptığını, HDP’nin İstanbul,
İzmir ve Mersin’in de aralarında olduğu bazı yerlerde aday çıkarmayarak bu ittifaka katkı
sağladığını görüyoruz. “Millet İttifakı” için ne düşünüyorsunuz? Vatandaşlar neden “Millet
İttifakı”na değil de size yönelsin?
Kurulduğu günden bu yana AK Parti Türkiye siyasetinde belirleyici bir rol üstlenmiştir. AK
Parti’nin hamleleri, siyasi adımları ve gündem oluşturma potansiyeliyle diğer partilere ve
siyasi aktörlere de yol gösterici bir parti olmuştur. Bugün de görüyoruz ki diğer siyasi partiler,
AK Parti ve MHP öncülüğünde oluşturulan ittifaka karşı pozisyon almak zorunda
kalmışlardır. Aslında birbirleriyle birçok açıdan uyuşmayan bu siyasi partiler, sırf AK Parti
karşıtlığında birleşerek pamuk ipliğine dayalı bir ortaklık oluşturmuşlardır. Zira HDP, İYİ
Parti ve CHP’nin üçünü de kapsayan bir ittifakın başka bir açıklaması olamaz. Fakat dediğim
gibi, bu partiler kendilerini bizim belirlediğimiz gündeme ve siyasi koalisyonlara göre
konumlandırmak zorunda kalıyorlar. Bir nevi siyasi takipçi olmanın ötesinde bir rolleri
yoktur. Seçmenimizin de siyasette takipçi olanları değil gündem belirleyici olan Cumhur
İttifakını tercih edeceğine canı gönülden inanıyoruz. Milletimiz tarih boyunca oyun kurucu
olmuş, bölgesel liderlik görevini hakkıyla yerine getirmiştir. Baktığımız zaman günümüz
siyasetinde bu potansiyelin bir tek AK Parti ve MHP ortaklığıyla kurulan Cumhur İttifakında
olduğu siyasi bir realitedir.
-Sayın Gülaçar, biraz da bölgemizdeki gelişmeleri konuşmak isteriz. Zira, siz Mecliste
Türkiye-İran Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanlığını da yapıyorsunuz. Sık sık da
İranlı heyetler ile bir araya geliyorsunuz. İki ülke siyasi ilişkilerine bakınca nasıl bir tablo
var? İlişkilerde gelinen noktayı nasıl yorumlarsınız?
Türkiye ile İran arasında gerek geçmişte gerekse bugün yaşanan ilişkiler dalgalı bir seyir
izliyor. Bölgesinin iki büyük ülkesi bir yandan iş birliğini geliştirme gayretiyle hareket
ederken, diğer yandan bölgedeki olaylar karşısında izledikleri politikalarla kimi zaman karşı
karşıya gelebiliyor. Ancak kimi zaman da iki ülke siyasi ilişkilerinde bölgesel meselelerde
ortak paydalar bulunabiliyor. Örneğin; İran da Türkiye gibi Suriye’nin ve Irak’ın toprak
bütünlüğünün korunması taraftarı. Ayrıca ABD başta olmak üzere bazı ülkelerin terör
örgütlerine destek vermesine iki ülke de karşı tavır sergiliyor. Son yıllarda ülkemiz ve İran
arasında yaşanan en temel görüş ayrılığı Suriye meselesi üzerinde kendini gösteriyor. Türkiye

olarak bizler, Suriye halkının toprak bütünlüğü içerisinde kendi seçtikleri meşru yönetimi
eliyle şu anki kaotik durumdan çıkılması için doğru yol olduğunu düşünürken, İran, Esad’a
açık destek veriyor. Tabi tüm bu görüş ayrılıklarına rağmen, iki ülkenin bölgesel
politikalarındaki ortaklaştığı konular üzerinden bir diplomasi yürütülmesi gerektiğini
düşünüyorum. İletişim kanallarının sürekli açık tutulması, Ortadoğu’ya, özelde Suriye’ye
barış getirecek bir formülün ortaya çıkması ihtimalini artıracaktır.
-Özellikle ABD’nin ambargoları devreye sokması ekonomik ilişkilere de yansımış görünüyor.
Türkiye ile İran bu süreci nasıl aşacak? Ambargolar ilişkileri nasıl etkiledi?
ABD, İran ve 5+1 ülkeleri arasında imzalanan nükleer anlaşmadan çıkarak mayıs ayında bu
ülkeye yaptırım uygulama kararı almıştı. Ağustos ve kasım aylarında iki aşamalı olarak
uygulanmaya başlanan yaptırımlar, İran’ın petrol satışlarına önemli darbe vurdu.
Bu gelişmelerin gölgesinde iki ülke arasında karşılıklı toplantılar devam ediyor. ABD’nin
İran’a yönelik yaptırımlarından muaf tutulan ülkelerden birinin Türkiye olması olumlu bir
adım görülmesine karşın, İran Meclisinin iç piyasanın ihtiyacını karşılayacak kadar ülkede
üretimi olan benzer malların ithalatını yasaklamasının ticari ilişkileri etkileyecek
potansiyelinin bulunduğu belirtiliyor. İran’ın ambargo sebebiyle ithal ikameci ekonomiye
verdiği ağırlığı artırması, İran’la ticaret yapan firmalarımızın işini de zorlaştırıyor. Örneğin,
bir ara 20 milyar doların üzerine çıkan karşılıklı ticaret hacmi, son dönemde geriledi. 2018
yılında yalnızca 8,76 milyar dolarlık dış ticaret hacmi oluştu. Bu sebeple İran pazarının
cazibesinin ambargolar sebebiyle azalabileceğini söyleyebiliriz. Ancak, İran’ın içinden geçtiği
ekonomik darboğazın orta vadede aşılacağını düşünüyorum. Sonuçta ambargo ilanihaye
sürecek bir uygulama değildir ve İran bu sorunları aşacak güce ve birikime sahiptir.

-İran Meclisi geçtiğimiz günlerde bir karar aldı. Ülkede, benzeri üretilen tüketim mallarının
ithalatı 2021 yılına kadar yasaklandı. Bu karar Türkiye ile ticarete nasıl yansır? Yaptığınız
görüşmelerde bu konuda ne tür cevaplarla karşılaştınız?
İran Meclisi’nin almış olduğu bu karar, Türkiye ile İran arasında 2015 yılında yürürlüğe giren
Tercihli Ticaret Anlaşmasını etkilenmesinden endişe ediliyor. Zira, bu anlaşmanın
müzakereleri yaklaşık 10 yıl sürdü. İki ülke karşılıklı 200 civarında malda gümrük vergisi
indirimine gitti. Geçen yılın başında ekonomik yaptırımların başlamasıyla beraber İran
tarafından bin 339 malın ithalatı yasaklandı. Son kararla da 61 ürünün ithalatına yasak
konuldu. Tekstilden beyaz eşyaya, gıdadan sağlık malzemeleri ve kozmetiğe uzanan kararın
ticarete darbe indirebileceği belirtiliyor.
Bin 339 malın ithal edilmesi yasağı Türkiye’nin İran’a ihracatını yüzde 30 azalttı. 61 ürünün
de listeye dahil olmaması ve için İran Ticareti Geliştirme Kurumuna müracaat edildi.

Kaynak: Editör:
Yorumlar
Haber Yazılımı